Yangın Havası: Ateşle Kurduğumuz Anlaşma
John Vaillant, Fort McMurray Yangını’nı yalnızca alevlerin değil, petrol çağının ve daha sıcak bir dünyanın hikâyesi olarak anlatıyor.
İklim krizi hakkında yazılmış kitapların büyük çoğunluğu bizi geleceğe götürür: yükselen denizlere, eriyen buzullara, yaşanmaz hâle gelen şehirlere. John Vaillant’ın Yangın Havası’nda yaptığı şey biraz farklı. Bu kitap bizi geriye götürüyor; insanlığın ateşle kurduğu eski ilişkiye, fosil yakıtların bu ilişkiyi nasıl dönüştürdüğüne ve o dönüşümün bedelinin nerede, nasıl ödendiğine.
Bir Şehrin Anatomisi
Fort McMurray, Kanada’nın kuzeyinde, boreal ormanının ortasında kurulmuş bir şehir. Bugünkü varlığını büyük ölçüde Alberta’nın bitümlü kumlarına borçlu. Bu şehri petrol endüstrisi doğurdu ve büyüttü. Endüstri, dünyanın dört bir yanından işçi çekti, hastanelerden spor tesislerine kadar gündelik hayatın dokusuna damgasını vurdu. Fort McMurray, fosil yakıt çağının en çıplak ifadelerinden biri hâline geldi.
2016’da bu şehir yandı. Fort McMurray’i her yönden saran boreal orman, reçineli iğne yapraklı ağaçların, bataklıkların ve turba yataklarının oluşturduğu, dünyanın en geniş kara ekosistemidir; aynı zamanda son derece yanıcı bir ortamdır. Ormanın derinliklerinde başlayan ve bir süre sonra kontrolden çıkan yangın, olağandışı sıcak, kuru ve rüzgârlı koşullarda şehre girdi. Yaklaşık 90.000 kişi tek bir günde tahliye edildi.
Petrosen
Vaillant bu yangını anlatmak için çok daha geriye gidiyor. İnsanlık ateşi çok uzun zaman önce kontrol altına aldı, en azından öyle sandı. Vaillant’a göre bu ilişki hiçbir zaman tam anlamıyla insanın lehine olmadı: ateş hizmet eder, ama gönülsüzce; inatçı ve özgürlük düşkünüdür, fırsat bulduğunda kontrolden çıkar ve insana karşı döner. Petrol bu denklemi daha da karmaşık hâle getirdi. Vaillant’ın deyişiyle petrol "dizginlenmiş ateş"tir: soğuk ve sessiz, emre amade. En azından başlangıçtaki plan buydu. Fosil yakıtlarla birlikte insanlık artık yalnızca önündeki odunu değil, milyonlarca yılda toprağın altında birikmiş organik maddeyi yakıyordu. Vaillant bu çağa “Petrosen” adını veriyor; tarihte hiç bu denli çok ve bu denli yaygın biçimde ateş yakılmamıştı. Bu çağda asıl soru şudur, diyor Vaillant: kim kimin efendisi?
Fort McMurray bu tablonun içinde özel bir yerde duruyor: petrolün üzerinde kurulmuş, petrol endüstrisiyle büyümüş ve petrol çağının ısıttığı atmosferde güçlenen bir yangınla yüzleşmiş bir şehir. Vaillant bu bağlantıyı tarihle, bilimle ve o günün tanıklıklarıyla örüyor.
Vaillant burada başka bir ironiye de uzun uzun değiniyor. Modern insanın kendini çevrelediği nesnelerin büyük çoğunluğu petrol türevlidir ve son derece yanıcıdır. Koltukların köpük dolgusu, mobilyaların plastik ve reçine bazlı yapıştırıcıları, giysilerin polyester kumaşları. 2005’te yapılan bir deneyde, modern mobilyalarla döşenmiş bir oda ile eski mobilyaların bulunduğu bir oda aynı anda yakılıyor. Modern oda üç dakika içinde tamamen alev alıyor; eski odanın aynı noktaya ulaşması yirmi beş dakika alıyor. Evlerimiz, mobilyalarımız, giysilerimiz… Hepsi petrole, dolayısıyla ateşe dönüşmüş birer yakıt deposu.
Vaillant, ateşe kitap boyunca fiziksel bir olguymuş gibi değil, sanki bir karaktermiş gibi yaklaşıyor. Doğup büyüyen, nefes alan, çoğalan, besin arayışıyla ilerleyen, elverişli koşullar gelene dek uykuya yatan ve yeniden canlanan bir varlık. Biyolojik bir iddia değil bu; Vaillant’ın liste hâlinde sıraladığı bu özellikler, ateşi tanımlamak için başka bir dile ihtiyaç duyduğumuzu hissettiriyor. Kitabın bir yerinde ateşi şöyle tanımlıyor: özgürlüğünü her fırsatta geri almaya hazır, inatçı ve tutkulu bir varlık.
Fort McMurray yangını ise kitapta "The Beast" — Canavar — olarak anılıyor. Vaillant’a göre onu bir canavara dönüştüren şey hızı ya da büyüklüğü değil, günlerce süren ısrarıdır; tıpkı anlatılarda tekrar tekrar geri dönen yaratıklar gibi. Yangın bu kitapta bir karakter, neredeyse bir nemesis gibi kurgulanıyor. Ve bu kurgu, soyut bir iklim verisini okurun içine işleyen somut bir tehdide dönüştürüyor.
Araştırmacı Gazeteciliğin Anlatı Gücüyle
The Tiger ve The Golden Spruce’un yazarı Vaillant, Yangın Havası’nda bilimi, tarihi ve insan hikâyelerini tek bir akıcı anlatıda birleştiriyor. Kitabın kalabalık kadrosu, itfaiyecilerden petrol işçilerine, yerli halklardan Fort McMurray’de kök salmış göçmen ailelere kadar genişliyor. Yangın ise soyut bir iklim verisi olarak değil, bu insanların hayatlarına giren somut ve amansız bir güç olarak karşımıza çıkıyor.
Kitap 2024 Pulitzer Kurgu Dışı Ödülü finalisti oldu, National Book Award’a aday gösterildi, The New York Times’ın 2023’ün en iyi 10 kitabı arasında yer aldı ve Baillie Gifford Kurgu Dışı Ödülü’nü kazandı. Bu ilginin nedeni yalnızca zamanlaması değil. Yangın Havası, iklim krizini dar anlamda bir çevre meselesi olarak değil, yanmanın uzun tarihinin bugüne çıkan faturası olarak ele alıyor. Ve bunu, bir kez başladığınızda kolay kolay bırakamayacağınız bir kitapta yapıyor.

