ALIŞVERİŞ SEPETİ 0
Sepeti Boşalt
2 Milyar Dolarlık Tavan Arası
Michael Finkel tarafından kaleme alınan Sanat Hırsızı, okuru gerçekliğin kurgudan çok daha sarsıcı olduğu, pırıltılı ama bir o kadar da klostrofobik bir dünyanın içine hapsediyor. Bu eser, sıradan bir polisiye veya "gerçek suç" (true crime) anlatısı değil; estetiğin, aşkın ve insanı her şeyi yakıp kül edebilecek bir tutkunun sınırlarında gezdiren trajik bir portre çalışmasıdır.

Güzelliğe Duyulan Ölümcül Bir "Aşk"

Kitabın merkezinde, tarihin en sıra dışı hırsızlarından biri olan Stéphane Breitwieser yer alıyor. Ancak Breitwieser, alışılagelmiş suçlu profillerine hiç uymuyor; o eserleri satmak veya para kazanmak için değil, onlarla aynı odada yaşayabilmek ve onlara dokunabilmek için çalıyor. Finkel, karakterinin sanata bakışını “coup de cœur” (kalbe inen darbe) kavramıyla târif ediyor: Bir şâhesere baktığında parmak uçlarında hissettiği o elektrik devresi, Breitwieser için her türlü ahlâkî bariyeri yıkan bir işaret fişeğine dönüşüyor.

Bir Psikolojik Gerilim Ustası

Michael Finkel’in yazım tarzı, tıpkı baş karakteri gibi kendine güvenen, enerjik ve hârika bir zamanlama anlayışına sâhip. Yazar, bir yandan Breitwieser’in bir İsviçre çakısıyla paha biçilemez müzeleri nasıl dize getirdiğini sinematik bir dille anlatırken, diğer yandan okuru bu saplantılı zihnin en karanlık köşelerine götürüyor. Finkel, sâdece bir olay örgüsü sunmakla kalmıyor; psikologların görüşlerini ve sanat tarihini anlatıya öyle ustaca yediriyor ki, kendinizi hırsızla hem empati kurarken hem de ondan tiksinirken bulabiliyorsunuz.

Sessiz Suç Ortağı ve Tavan Arasındaki Sığınak

Hikâyenin en can alıcı ve gizemli katmanlarından biri, Breitwieser’in sevgilisi Anne-Catherine ile olan ilişkisi. Finkel, bu ikiliyi bir “Yin ve Yang” dengesi olarak kurguluyor: Biri hayâllere dalıp dış dünyaya körleşirken, diğeri tehlikeyi sezen ve hafif bir “öksürük” ile fırtınayı haber veren bir gözcü. Fransa’nın sıradan bir banliyösündeki mütevazı bir evin tavan arasında saklanan iki milyar dolarlık hazine, bu iki gencin yarattığı “kapalı evrenin” hem sığınağı hem de hapishanesi hâline geliyor.

Tutku Nerede Biter, Yıkım Nerede Başlar?

Sanat Hırsızı, "Güzellik için çalmak etik midir?" veya "Müzeler sanat eserleri için birer hapishane midir?" gibi kışkırtıcı soruları masaya yatırıyor. Finkel, okura bir hırsızlık hikâyesinden çok daha fazlasını; bir insanın ruhundaki boşluğu kaç şâheserle doldurabileceğine dâir sarsıcı bir inceleme sunuyor.


Eğer insan doğasının bu tür karanlık, obsesif ve estetik tutkularla örülü yönleri ilginizi çekiyorsa, bu kitabı elinizden bırakmanız çok zor olacak.

Yorum Yap